Her araştırma bir soruyla başlar. Ama çoğu zaman asıl mesele, o sorunun nasıl kurulduğudur.
Synesis’in hikâyesi bir masada değil, sahada başladı. On beş yılı aşkın bir süre boyunca Türkiye’nin dört bir yanında kapı kapı dolaşan anketörlerle çalıştık. Soru formlarını yazdık, sahayı yönettik, gelen veriyi temizleyip satır satır okuduk. Sahada toplanan verinin analizle anlam kazanıp bir rapora dönüştüğünü defalarca gördük.
Her seferinde de aynı şeyi fark ettik: rakam tek başına konuşmuyor. Aynı yüzde, Anadolu’nun küçük bir ilçesinde başka, büyük bir şehrin merkezinde başka bir anlama geliyor. Bir kuşak için umut olan şey, bir başkası için kaygı olabiliyor. Sayının arkasındaki insanı, o insanın sınıfını, kuşağını, gündelik hayatını görmeden yapılan her okuma eksik kalıyor.
Bu fark ediş zamanla bir ihtiyaca dönüştü. Veriyi yalnızca toplayan değil, onu insanların gerçek hayatıyla yan yana koyarak okuyan; bulguyu yalnızca raporlayan değil, onu bir karara taşıyan bir yapıya duyulan ihtiyaca. Sahanın disiplinini analizin titizliğiyle, sayının kesinliğini yorumun derinliğiyle buluşturabilecek bir yere. Synesis, tam olarak bu ihtiyaçtan doğdu.
Eski bir kelime, bugünün işi
Kendimize bir isim ararken bu yüzden çok eski bir kelimeye döndük. Synesis, Yunanca σύνεσις kelimesinden gelir. Kökünde “birlikte” anlamına gelen syn ile “göndermek, bırakmak” anlamına gelen hienai vardır. İlk anlamı yalın bir harekettir: bir araya getirmek. Zamanla bu hareket bir zihin yetisinin adına dönüşür ve kelime kavrayış, anlayış, sağduyu demeye başlar. Dağınık duran parçaları birbirine bağlayabilmek, onlardan bir bütün çıkarabilmek.
Aristoteles Nikomakhos’a Etik’te synesis’i pratik bilgeliğin hemen yanına koyar ve onu bir yargı gücü olarak anlatır: başkalarının söylediğini dinleyip doğru tartabilmek. Bizim için bu tanım, yaptığımız işin neredeyse birebir karşılığı. İnsanların söylediklerini dinliyoruz, bunları sayıya döküyoruz ve o sayıların gerçekte neyi anlattığını doğru yargılamaya çalışıyoruz.
Kavrayış, dağınık parçaları birleştirmekle başlar.
Synesis
Nasıl çalışıyoruz
Bir kurum, bir marka ya da bir sivil toplum kuruluşu kapımızı çaldığında ilk sorduğumuz şey araştırmanın kendisi değil, vermek istedikleri karardır. Ne bilinirse ne değişecek? Bu soruya birlikte cevap verebildiğimizde ne kadar geniş bir saha gerektiği, hangi yöntemin işe yarayacağı ve bütçenin nasıl kurulacağı kendiliğinden netleşiyor. Yanlış kurulmuş bir sorunun en iyi sahayı bile boşa çıkardığını çok gördük.
Sonra sahaya çıkıyoruz ve orada titiz olmaktan vazgeçmiyoruz. Örneklemin nasıl çekildiği, anketörlerin nasıl eğitildiği, sahanın nasıl denetlendiği bizim için raporun ekinde duran teknik ayrıntılar değil, güvenin kendisi. Bu yüzden yöntemi en başta, açık açık konuşuyoruz.
Veri geldiğinde iş bitmiyor, asıl orada başlıyor. Kamuoyu araştırmalarından marka ve tüketici çalışmalarına, iklim krizi ve temiz enerjiden medyaya, perakende ve hızlı tüketimden otomotive kadar farklı alanlarda edindiğimiz deneyim bize şunu öğretti: iyi bir rapor bir tabloyla değil, bir okumayla ve bir karar önerisiyle biter. Bulguları beğenilecek hale getirmeye çalışmıyoruz. İyi bir araştırma bazen duymak istemediğimiz şeyi söyler ve değeri çoğu zaman tam da oradadır.
Synesis kimdir?
Synesis, farklı yollardan gelip aynı soruda buluşan insanların ortak adı.
Aramızda yıllarını Türkiye’nin köklü araştırma kuruluşlarında geçirmiş, ülkenin dört bir yanında saha yürütmüş, anketör eğitmiş, soru formu yazmış, milyonlarca satırlık veriyi okumuş olanlar var. Siyasi kampanyalarda ve marka yönetiminde strateji kurmuş, kararın tam ortasında durmuş olanlar var. Sivil toplumla yan yana çalışmış, toplum ve gündelik hayat üzerine yazmış olanlar var. Her birimiz bu işe başka bir kapıdan girdik; ama hepimiz aynı yere vardık: veriyi masa başında değil, üretildiği yerde tanımak gerektiğine.
Hiçbir soru tek bir bakışla cevaplanmıyor. Bu yüzden ekibimizde veri analistleri sayının içindeki örüntüyü ararken, sosyologlar o örüntünün hangi toplumsal zeminden yükseldiğini soruyor. Siyaset ve pazarlama alanında deneyim kazanmış stratejistler bulguyu bir yol haritasına çeviriyor; iletişim ve medya uzmanları o yol haritasının doğru kitleye, doğru dille ulaşmasını sağlıyor. Yazılımcılar veriyi toplayan, işleyen ve görünür kılan araçları kuruyor. Hepsinin buluştuğu yerde ise yorum var: rakamı anlama, anlamı karara dönüştürme becerisi.
Bir projede bu bakışlar birbirini tamamlıyor, bazen de birbirine itiraz ediyor. Bizce iyi bir kavrayış tam da bu sürtünmeden doğuyor. Farklı uzmanlıkları, farklı deneyimleri, dağınık duran parçaları bir araya getirmek ve onlardan ortak bir anlam çıkarmak. İsmimiz de, işimiz de bu.
Birlikte başlayalım
Belki elinizde henüz netleşmemiş bir soru var. Belki bir kararın eşiğindesiniz ve neyi bilmediğinizi bilmek istiyorsunuz. Belki de yıllardır biriktirdiğiniz verinin size ne anlattığını merak ediyorsunuz. Hangisi olursa olsun, başlangıç noktası aynı: bir sohbet.
İlk görüşmede size hazır bir paket sunmuyoruz. Önce dinliyoruz; neyi merak ettiğinizi, hangi kararın arifesinde olduğunuzu, elinizde neler bulunduğunu anlamaya çalışıyoruz. Sonra soruyu birlikte yeniden kuruyoruz. Çoğu zaman bu ilk adım, yolun yarısı oluyor.
Aklınızda bir soru varsa, onu birlikte kuralım. Gerisini birlikte düşünürüz.